-Onu çok seviyorum… Onu görünce yüzüm kızarıyor… Elim ayağıma, dilim damağıma dolaşıyor… Onu görünce çok seviniyorum… Ayaklarım yerden kesiliyor, kanatlanıp uçuyorum.
-Onun haberi var mı peki bu durumdan… Ona açıldın mı?
Biz gençken, öğrenciyken, aşıkken, birine gönül düşürünce ‘açılmak durumu’ devreye girerdi… Her şey apaçık ortadayken, kıymetline açılırdın… günlerce karnın sancırdı, başın ağrırdı, heyecandan için pırpır ederdi… ‘açılmak’ demek, ‘arkadaşlık teklif etmek’ demekti… Yani zor bir işti…
Ve hemen imdadımıza şair Nahit Ulvi Akgün’ün ‘birisi’ isimli o nefis şiiri yetişirdi:
Bir var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şet var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda
Biz gençken şiir okuyarak aşk ilan ediyor, açılıyorduk birbirimize… sonu şiir gibi bitmese de çoğu zaman, şiirden medet umuyorduk gönül sancımıza
Biz ‘açılmak’ diyorduk o masum küçük gönül yangınlarının çıkardığı çıtırtılara… şimdi ‘çıkma’ ‘flört etme’ filan…
‘çıkmak’, ‘flört etmek’ durumunda da şiir var mıdır bilemiyorum… ama ruha ciladır şiir, insanın kapılarını pencerelerini kırarak açar, kalbe bol ve temiz hava dolmasını sağlar.
Şimdinin teknolojik araç-gereç zenginliğinde belki de modası geçmiş bir durumdur bu ‘açılmak’ ve şiir sanatı… ancak karşılık görsün görmesin açılmak durumu’nda gizli ve masum bir var olma hâli vardı… çıkmak’ta ise daha fazla şeyler var… açılmak’ta yatay bir çıkma, çıkmak’ta dikey bir açılmak vardır belki de… belki ikisi de aynı kapıya çıkıyordur kim bilir… herkesin gönül hizasında…
Herkes kalbi ve hayal gücü kadar seviyor, açılıyor veya çıkıyor… ve sonuçta fazla açılınca boğuluyorsun, çok çıkınca da düşüyorsun bir gün… hem bu müthiş duygu hatrına değil mi zaten, hala sürüyor ve hiç bitmeyecek bu macera:
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda
Met Üst 2006/16
20 Nisan 2009 Pazartesi
17 Aralık 2008 Çarşamba
Değiş, çalkalan, otur, Eskisi gibi değil hiçbir şey. Ve hiçbir şey eskisi gibi 'temiz' olmayacak. Peki, o zaman bugün? Yeni aslında üstte yazılan satır bu satırdan daha 'iyi' yazıldı. Çünkü daha masumdu. Şu an gelecekte 'temiz geçmiş' olacak değil mi?
'Neden kirlenilir?' Sorusu gelir o zaman hemen ardından. Cevap zaman olabilir. İnsanlar değişir farkında olmadan. Eskiden iyi yaptığı işleri yapamaz duruma gelebilir. Zaman zaman yakınılır ama bu o'dur.
Eski alışkanlıklar yersiz kalır. Zamanla unutulur. Yeniler gelir eskileri arkaya ittirilir. Onlar sıkışır. Tozlu rafları temizleme zamanı geldiğinde orda olduklarının farkına varılır.
'60'lar, 70'ler, 80'ler, 90'lar, hatta 2000'ler ne güzeldi!' geykleri yapılır. Hafif meşrep nostajisi ile. Ama 2020'de de '2010'lar ne güzeldi!' geyiği yapılır, yapılacaktır. Çünkü geçmişe özlem hep varolacaktır.
Bugün de güzeldi aslında. Pişmalıklarla, heycanlarla, üzüntülerle, sevinçlerle birlikte geçmişten gelip geleceğe yürümek.
GEçmişin kadar varsın. Geçmiş oluşturur kişiyi. Kişisel tercihler işte... Peki gelecek geçmişe sadakat ise geçmiş geleceğe ket vurmaz mı?
Birçok şey kalır geçmişte, bırakırsın orda öylece. Önceliklerinden çıkmıştır çünkü o artık. Yeni şeyler cezbeder.
Alışkanlıklar? GEçmişteki alışkanlıklar? Gelecek alışkanlıklar?
Hal? Tavır? Düşünce? Bunların geçmiş ve gelecek varyasyonları?
Eskiden yanlış gelen şeyi şimdi doğru bulmak fakat tepki göreceği için pratiğe dökememek?
İtirazsız kabul?
Daldan dala.
Yanımıza kâr kalan tek şey geçmiş güzel anılar.
Bugün, geçmiş ile gelecek arasındaki sıkışmışlıktır.
Ömür bir gündür, belki de o gün bu gündür.
'Neden kirlenilir?' Sorusu gelir o zaman hemen ardından. Cevap zaman olabilir. İnsanlar değişir farkında olmadan. Eskiden iyi yaptığı işleri yapamaz duruma gelebilir. Zaman zaman yakınılır ama bu o'dur.
Eski alışkanlıklar yersiz kalır. Zamanla unutulur. Yeniler gelir eskileri arkaya ittirilir. Onlar sıkışır. Tozlu rafları temizleme zamanı geldiğinde orda olduklarının farkına varılır.
'60'lar, 70'ler, 80'ler, 90'lar, hatta 2000'ler ne güzeldi!' geykleri yapılır. Hafif meşrep nostajisi ile. Ama 2020'de de '2010'lar ne güzeldi!' geyiği yapılır, yapılacaktır. Çünkü geçmişe özlem hep varolacaktır.
Bugün de güzeldi aslında. Pişmalıklarla, heycanlarla, üzüntülerle, sevinçlerle birlikte geçmişten gelip geleceğe yürümek.
GEçmişin kadar varsın. Geçmiş oluşturur kişiyi. Kişisel tercihler işte... Peki gelecek geçmişe sadakat ise geçmiş geleceğe ket vurmaz mı?
Birçok şey kalır geçmişte, bırakırsın orda öylece. Önceliklerinden çıkmıştır çünkü o artık. Yeni şeyler cezbeder.
Alışkanlıklar? GEçmişteki alışkanlıklar? Gelecek alışkanlıklar?
Hal? Tavır? Düşünce? Bunların geçmiş ve gelecek varyasyonları?
Eskiden yanlış gelen şeyi şimdi doğru bulmak fakat tepki göreceği için pratiğe dökememek?
İtirazsız kabul?
Daldan dala.
Yanımıza kâr kalan tek şey geçmiş güzel anılar.
Bugün, geçmiş ile gelecek arasındaki sıkışmışlıktır.
Ömür bir gündür, belki de o gün bu gündür.
2 Ekim 2008 Perşembe
Göz yaşları kaç çeşittir? Şöyle bi bakacak olursak hüzün ve mutsuzluk, sevinç ve neşe, bilinmeyen.
Mutsuzsundur kötü günler geçiriyorsundur göz yaşı bezleri daha fazla tutamaz kendini salıverir ıslanır göz altı torbaları.
Peki ya mutluyken? Kupa falan almışsındır ya da emek vermişsindir, bunun karşılığında sevinçten dayanamaz ağlarsın ama yüzün güler bi damlası hüzün için akmaz.
Bu ikisi tamam net ama ya üçüncüsü? Bilinmeyen göz yaşı da neymiş, ne işe yararmış, nasıl çıkarmış?
Ben en son bi geçen gün yaşadım bi de bugün yaşamaya yaklaşır oldum. Okulda öğle arasında kız arkadaşımın dizine başını koyduğumda bilmeden, benden habersiz sessizce dökülmeye başladı. Anlatılmaz bir hafifliği oluyor ama anlamıyorum neden oluyor sanırım fazla doluyor ve sirkülasyonu gerekiyor. Tek hissedilen hafiflemiş ve rahatlamışlık hissi. Ve arada bir gerekiyor sanırım.
Bugün ise az önce boş bi otobüste en arkada kapının basamağına oturdum ayakta durmaya halim kalmadığını anladığımda. Aniden gözlerimde ve göğsünde bi baskı hissettim nedenini bilmediğim bir huzursuzluk vardı. Belki de bir kaç günlük farklı farklı duyguların karşımıydı ani bi baskındı bilmiyorum ama yol boyunca gözlerim yukarı bakmaktan yorulmuştu ve sadece bir dizi arıyordu başım...
Otobüsten inip eve geldiğimde toparlanmıştım ama hissettiğim duygularda güzeldi. Arada bir tazelemek lazım sanırım o suyu ne çok akmalı ne de kullanımsızlıktan bayatlamalı.
Mutsuzsundur kötü günler geçiriyorsundur göz yaşı bezleri daha fazla tutamaz kendini salıverir ıslanır göz altı torbaları.
Peki ya mutluyken? Kupa falan almışsındır ya da emek vermişsindir, bunun karşılığında sevinçten dayanamaz ağlarsın ama yüzün güler bi damlası hüzün için akmaz.
Bu ikisi tamam net ama ya üçüncüsü? Bilinmeyen göz yaşı da neymiş, ne işe yararmış, nasıl çıkarmış?
Ben en son bi geçen gün yaşadım bi de bugün yaşamaya yaklaşır oldum. Okulda öğle arasında kız arkadaşımın dizine başını koyduğumda bilmeden, benden habersiz sessizce dökülmeye başladı. Anlatılmaz bir hafifliği oluyor ama anlamıyorum neden oluyor sanırım fazla doluyor ve sirkülasyonu gerekiyor. Tek hissedilen hafiflemiş ve rahatlamışlık hissi. Ve arada bir gerekiyor sanırım.
Bugün ise az önce boş bi otobüste en arkada kapının basamağına oturdum ayakta durmaya halim kalmadığını anladığımda. Aniden gözlerimde ve göğsünde bi baskı hissettim nedenini bilmediğim bir huzursuzluk vardı. Belki de bir kaç günlük farklı farklı duyguların karşımıydı ani bi baskındı bilmiyorum ama yol boyunca gözlerim yukarı bakmaktan yorulmuştu ve sadece bir dizi arıyordu başım...
Otobüsten inip eve geldiğimde toparlanmıştım ama hissettiğim duygularda güzeldi. Arada bir tazelemek lazım sanırım o suyu ne çok akmalı ne de kullanımsızlıktan bayatlamalı.
8 Ağustos 2008 Cuma
Bireysel Evrim v2.0
Daha önce bazı konularda daha geniş açıklamalar olacaktır demişim. Şu an yazıyı okumaya üşendim ama bu başlığı uygun gördüm. Evrime devam o halde. Başlayalım.
Daha sakin olmak lazım anladım ki. Ya da bi yerden sonra otokontrol mekanizması. Bi yerden sonra kendimi tutamayıp sapıtsam da sınırımı esnetebilirim sanırım. Elbet bir durma noktası. O zaman olaylar yatışana kadar sakin olmakta fayda var. Boş yere hır çıkarmaya gerek mi var anacım.
Olayların yatışmasını beklemek en iyisi gibi bu evrim sürecimde.
İlk yazıda büyüğümü söylemişti neox. Şu an geride 17 yıl iki gün bıraktım ama bir şey değişmedi. Belki de bu evrim birden sonlanacak ya da bitmeyecek sadece stabil olacak. Şu koca bi sene neler neler yaptım ama değişiyorum ve memnumum halimden.
Dur hoop hemşerim doğum günü neden girdi konuya evrimden sakinlikten sukünetten devam.
Ve biliyorum ki sevgili blog ve sevgili versiyon ikinoktasıfır eğer sakin olmasaydım şu an ateşler içinde yatağımda debeleniyor olacaktım ama gayet keyifliyim. Sessiz olup sorunu çözmek sorun yaratmaktan iyi.
Durup dinlemek lazım. O zaman daha iyi olacak...
Not: Bu yazının da ucu açık kaldı belki bir gün v3.0 gelir. =)
Not 2: Klavyemin shift tuşunu yaktım içinden acayip pislik çıktı valla. =)
Daha sakin olmak lazım anladım ki. Ya da bi yerden sonra otokontrol mekanizması. Bi yerden sonra kendimi tutamayıp sapıtsam da sınırımı esnetebilirim sanırım. Elbet bir durma noktası. O zaman olaylar yatışana kadar sakin olmakta fayda var. Boş yere hır çıkarmaya gerek mi var anacım.
Olayların yatışmasını beklemek en iyisi gibi bu evrim sürecimde.
İlk yazıda büyüğümü söylemişti neox. Şu an geride 17 yıl iki gün bıraktım ama bir şey değişmedi. Belki de bu evrim birden sonlanacak ya da bitmeyecek sadece stabil olacak. Şu koca bi sene neler neler yaptım ama değişiyorum ve memnumum halimden.
Dur hoop hemşerim doğum günü neden girdi konuya evrimden sakinlikten sukünetten devam.
Ve biliyorum ki sevgili blog ve sevgili versiyon ikinoktasıfır eğer sakin olmasaydım şu an ateşler içinde yatağımda debeleniyor olacaktım ama gayet keyifliyim. Sessiz olup sorunu çözmek sorun yaratmaktan iyi.
Durup dinlemek lazım. O zaman daha iyi olacak...
Not: Bu yazının da ucu açık kaldı belki bir gün v3.0 gelir. =)
Not 2: Klavyemin shift tuşunu yaktım içinden acayip pislik çıktı valla. =)
30 Temmuz 2008 Çarşamba
Ses kontrol...
Bip bip biipp cııızz...
Heh yine geldim sana eskimiyorsun ama yaşlanıyorsun be. Ama ben hala bu pencereye bakarken radiohead açıyorum ve ilk şarkı subterranean homesick alien. Tamam, burdan da konuma bağlıyabilirim güzel. =)
Hayat sensiz devam ediyor ama sen dahil olmak istediğinde "yassah almıyoruz gardaşım" demiyor. Biraz çaba biraz iyi niyet biraz da özveri lazım sanırım her konuda. Level forumlarına üye olup da aktif olmaya çekinmiştim zamanında. Burda birçok kişi tanıdım ve belki sıfır bir dergi ve forumla aktivitemi arttırmam daha iyi oldu. Ya dur konudan saptım.
He yüz yüze görüştüğüm arkadaşlarımdan çok ogz forumuyla tanıdığım arkadaşlarım var. Eskisi kadar sosyal değilim ama halimden memnumum yani. Çok fazla şey öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum zamanla. Ve bunlar hep benim dahil olma isteğim doğrultusunda oldu. İstediğim ölçüde katıldım tanıdım...
Vakt-i zamanında Serpil Ablanın blog'una bakardım (artık eskisi kadar yazmıyor anca ayda bir yazı yani =) ve Radiohead'in İn Rainbows albümü çıkarken çiziktirmişti oraya. bir dinliyeyim dedim, diskografisini çektim. Takma isim olarak homesick alien'ı seçmesi bi etken olmuştu tabi subterranean homesick alien'ı dinleyerek başlamamda. Ve seviyorum şu an arada giriyor playlist'ime.
Az önce forumda kendi adımı aratırken deddo'nun İzmir Buluşması öncesi merak ettiği üyelerden biri olduğumu şans eseri gördüm. (30 okunmamış yeni konuyu okumaya üşendim ve hepsini okundu saydım evet. =) Ve ben dahil olmak istediğim katıldığım için merak edilir oldum ki bu güzel bir olay. Eğer hiç bulaşmasaydım kimseyi tanıyamacaktım ve belki birçok kaybım olacaktı. Ama forum yine tıkırında dönecekti. Yine sağ sol tartışmaları olacaktı, yine animeler konuşulacaktı. Kısacası hayat devam edecekti. Bu sadece bir örnek yüzlerce binlerce sayılabilir sanki. Ama sanırım değişmeyecek bir şey var o da 'hayat biz dahil olmak istediğimiz için var.'
Dipnot: Bu arada diego sabaha karşı 4.30'da beni yazmaya teşvik ettiğin için sağol ^^
Bip bip biipp cııızz...
Heh yine geldim sana eskimiyorsun ama yaşlanıyorsun be. Ama ben hala bu pencereye bakarken radiohead açıyorum ve ilk şarkı subterranean homesick alien. Tamam, burdan da konuma bağlıyabilirim güzel. =)
Hayat sensiz devam ediyor ama sen dahil olmak istediğinde "yassah almıyoruz gardaşım" demiyor. Biraz çaba biraz iyi niyet biraz da özveri lazım sanırım her konuda. Level forumlarına üye olup da aktif olmaya çekinmiştim zamanında. Burda birçok kişi tanıdım ve belki sıfır bir dergi ve forumla aktivitemi arttırmam daha iyi oldu. Ya dur konudan saptım.
He yüz yüze görüştüğüm arkadaşlarımdan çok ogz forumuyla tanıdığım arkadaşlarım var. Eskisi kadar sosyal değilim ama halimden memnumum yani. Çok fazla şey öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum zamanla. Ve bunlar hep benim dahil olma isteğim doğrultusunda oldu. İstediğim ölçüde katıldım tanıdım...
Vakt-i zamanında Serpil Ablanın blog'una bakardım (artık eskisi kadar yazmıyor anca ayda bir yazı yani =) ve Radiohead'in İn Rainbows albümü çıkarken çiziktirmişti oraya. bir dinliyeyim dedim, diskografisini çektim. Takma isim olarak homesick alien'ı seçmesi bi etken olmuştu tabi subterranean homesick alien'ı dinleyerek başlamamda. Ve seviyorum şu an arada giriyor playlist'ime.
Az önce forumda kendi adımı aratırken deddo'nun İzmir Buluşması öncesi merak ettiği üyelerden biri olduğumu şans eseri gördüm. (30 okunmamış yeni konuyu okumaya üşendim ve hepsini okundu saydım evet. =) Ve ben dahil olmak istediğim katıldığım için merak edilir oldum ki bu güzel bir olay. Eğer hiç bulaşmasaydım kimseyi tanıyamacaktım ve belki birçok kaybım olacaktı. Ama forum yine tıkırında dönecekti. Yine sağ sol tartışmaları olacaktı, yine animeler konuşulacaktı. Kısacası hayat devam edecekti. Bu sadece bir örnek yüzlerce binlerce sayılabilir sanki. Ama sanırım değişmeyecek bir şey var o da 'hayat biz dahil olmak istediğimiz için var.'
Dipnot: Bu arada diego sabaha karşı 4.30'da beni yazmaya teşvik ettiğin için sağol ^^
18 Haziran 2008 Çarşamba
15 Haziran 2008 Pazar
Köşe v5.1
Defter istanbula gidiyorum çarşamba günü uzak kalacağız biraz ama oralarda yazarsam seni mahrum bırakmam. Bekle beni. :)
29 Mayıs 2008 Perşembe
Birileri ağlıyor. Aynı anda birileri gülüyor başka evlerde, başka yerlerde. Bu böyledir değil mi. Hiç bir gün dünya aynı anda gülüp aynı anda ağlamaz. Lakin diğer bir gün o ağlayan güler değil mi? Üzücü olaylar geride kalır ve birlikte gülerler. Her acı geride kalır değil mi? Zamanla hepsi önce geri dönüşüm kutusuna sonra da ordan kalıcı olarak temizlenir sadece kırıntılar kalır. Önemsiz anılar anılar olarak bilinçaltında unutulmaya yüz tutar değil mi? Tüm acılar, üzüntüler, mutsuzluklar geride kalır sonunda mutluluk sağlanır değil mi? Bu mutluluğu sağlayan da tek bir andır değil mi? Hepsini geride bırakmaya yetecek olan an. Diğer herşeyi önemsiz kılacak an. Değer biçilemeyecek olan an. Üzüntüler geride kalsa ve saf mutluluk yakalansa...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
